Yazarların Gariplikleri
Dickensromanlarını büyük, görkemli çalışma odasında kaleme alırmış. Düzgün birel yazısı ile mavi renkli kağıtlar üzerine, kağıdın rengine yakın tondamürekkeple yazarmış...
Edgar Wallce ise, çalışmaya başlamadan önce bir işçi tulumunu giyer,sonra da kendini hava akımından korumak için çevresini cam paravanlarlaçevirttiği büyük bir masanın başına geçermiş. Bir yandan durmadanşekerli çay içer, öte yandan da bir "dictaphon"a konuşurmuş. Böylelikledakikada 60 sözcük yazabilirmiş. Ünlü dedektif romanları yazarı,genellikle gündüzleri uyur, geceleri çalışırmış.
Mark Twain da yatakta yazanlardan... Yatağa uzanıyor, kağıtları dizininüstüne yerleştirip başlıyor kalem oynatmaya... Yazdıklarını yatağınüstüne ya da yere atıyor. Yanındaki komodinden piposunu doldurupboşaltırken yararlanıyor. "Bana güzel bir yatak verin, size ölmezbaşyapıtlar vereyim." sözü onunmuş.
Walter Scott, erkencilerden. Sabahleyin çok erken kalkar, kahvaltıyapmadan yazı masasına otururmuş. "Ivanhoe" adlı ünlü romanını isehemen hemen çalışmasına hiç ara vermeden, gece gündüz bir çırpıda yazıpbitirmiş.
James Joyce'un yatağında, yüz aşağı yatarken yazdığı söylenir. Eski tipsiyah mürekkepli kalemle ilk müsvattelerini çiziktiren Joyce, dahasonra kırmızı kalemle düzeltmeler yaparmış.
Alexandre Dumas, en yeni, en süslü giysilerini kuşanıp yakasına da birçiçek yerleştirdikten sonra otururmuş yazı masasının başına. O da hiçara vermeden çalışırmış. Hatta, söylentiye göre, romanını bitirmedenevden çıkmamak için ayakkabılarını ve çalışma odasının anahtarınıhizmetçisine verirmiş.
Balzac, başucunda yanan bir mum olmadan hiçbir şey yazamazmış. Kahvetiryakiliğiyle de tanınan Balzac'ın bir başka özelliği ise, çoğu zamanyazı yazarken başına bir yün atkı sarıp ayaklarını da suya sokması...Öyle ki, onun bu adetini abartıp roman yazarken keşiş cübbesi giydiğinibile söyleyenler var!
Balzac'ın bir alışkanlığı da, her gün mutlaka belirli miktarda yazıyazması... Sözgelimi günde 50 sayfa yazmaya karar verdiyse, dişinisıkıp 50 sayfayı dolduruyor. Belirli bir yerde, diyelim 30. sayfadatakıldıysa, formunu kaybetmemek için kopya ederek dolduruyor....
Wordsworth, hiçbir yapıtını evinde, çalışma odasında yazmamış. Bu ünlüİngiliz şairin hizmetçisi gelen ziyaretçinin bir şey sormasına fırsatbırakmadan şöyle dermiş: " Burası efendimin kitaplığıdır. Kendisi şimdiçalışma yerinde; kırlarda bayırlarda dolaşıyor.
Bernard Shaw,evinin bahçesine bir kulube yaptırtmış ve tüm yazılarını burada kalemealmış.Shaw, kendine göre geliştirdiği bir steno yazısı kullanırmış.Daha sonra daktilo ile yazmaya başlamış. Ancak, silik şeritlerdennefret edermiş. Şerit silikleşince, makineyi kaptığı gibi tamirciye götürür, şeridini değiştirtirmiş
Schiller'in yazı masası üzerinde ekşi ya da çürük elma bulundurmaktanhoşlandığı söylenir. Yazar elmayı sık sık koklarmış. Bu koku onayağmurdan sonra ormanda, otlar, yapraklar arasındaymış izlenimiverirmiş. Böylece bir düş evrenine girermiş.Bazen banyoda su içindeyazdığı olurmuş.
H.G.Wells'in yapıtlarını en okunaksız el yazısı ile yazdığısöylenir.Özel sekreteri olmasaymış, Wells'in romanları kolay kolaybasılma olanağı bulamayacakmış. Ayrıca, gençliğinde ayaklarını suyasokmadan yazamazmış.
Henry James ayakta yazanlardanmış. Çalışma odasının çeşitli yerlerineyüksek sehpalar yerleştirir; bunların üzerine kağıtlarını dağıtırmış.Ve düşüne düşüne dolaşır, aklına gelen cümleyi en yakınında ki kağıdayazarmış. Böyle dolaşa dolaşa çeşitli kağıtlara yazdığı cümlelerisonradan birbirine monte edermiş.
CharlesDickens, çok güç uyuyan birisiydi. Uyuyabilmek için yatağının başınıkuzeye çevirir, sonra da tam ortasına yatardı. Tam ortada olduğunuanlayabilmek için iki kolunu uzatarak ölçü alırdı.
AlexandreDumas, doktorunun tavsiyesi üzerine uykusuzluğu yenebilmek için hersabah yedide Arc de Triomphe önünde bir elma yerdi.
Richard Wagner, Porsifol Operası üstünde çalışırken (1882) banyodançıkmadı. Suyun sürekli olarak sıcak tutulmasını ve içine egzotikkokular katılmasını istedi.
Edmond Rostand da Cyrano de Bergerac'ı banyoda yazmıştı. Çalışırkenkimsenin kendisini tedirgin etmesini istemezdi; arkadaşlarını kapıdançevirmeye yüzü tutmazdı. Bu yüzden, çareyi banyosuna sığınmaktabulmuştu.
Dante, belirli bir şeye ilgisini yöneltme yönünden, benzerine azrastlanır bir insandı. Birgün bir sokakta oturup üç saat süreyleelindeki kitabı okudu; kitap bitince oradan uzaklaştı. O sokakta osırada bir şenlik yapıldığını söyledikleri zaman buna inanmak istemedi.
De Quincey, okumak üzere aldığı kitapları geri vermezdi. Üstelikbunların canına okurdu. Elindeki kitap ne denli ender, ne denli değerliolursa olsun, işine yarayacak bölümleri kopya etmek zahmetinekatlanmaz, beğendiği sayfaları koparıp alırdı.
Ondokuzuncu yüzyıl başlarında yaşamış ingiliz şair Percy Byuhe Shelleybir okuma tutkunuydu. Günde onaltı saat okuduğu olurdu. Hem de oturarakveya yatarak değil; ayakta durarak okumayı severdi.
Not :
- Moderator olmak isteyen arkadaşlar lütfen özel mesaj atmayınız. Başvurularınız değerlendirilmeyecektir.
- Forumda karşılaştığınız sorunlarla ilgili özel mesaj atmayınız. Soru - Sorun bölümüne yeni konu açarak sorunlarınızı belirtebilirsiniz.
|